Ege Tunca




Merhaba. Şurada okuyabileceğiniz yazımda şekerden ve şeker bağımlılığından kurtulma hikayemi anlatmıştım. Bu yazımda da kiloları nasıl verdiğimden, neler yaptığımdan ve neler yediğimden bahsedeceğim. Bu yazıda sadece kendi yaptıklarımı anlatacağımı belirtmek isterim. Asla diyet tavsiyesi değildir. Benim için işe yarayan sizin için yaramayabilir. Bunları göz önünde bulundurmanızı rica ederek konuya giriyorum.

Başlangıç kilom: 71.3

1. Ay

İlk ayın 6 gününü yurtdışında geçirdim. Bu 6 günde günlük en az 24.000 adım attım ve yüksek proteinli ve yağlı şeyler yemeye dikkat ettim. Gezerken çok enerji sarfettiğim için sevdiğim şeyleri (tatlı kaçamakları gibi) yeme fırsatı buldum. Yani çok aşırı dikkat etmedim ancak iyi tercihlerde bulundum ve fazla egzersiz yaptım. Geri döndüğümde 68 kiloydum. Ayın geri kalan kısmında egzersizim o kadar yoğun değildi. Ben de yemekten kesmeye karar verdim ve şekerle beraber zararlı olduğuna inandığım paketli hazır ürünleri, gazlı içecekleri vs bıraktım.

2. Ay

Bu ayın 3.5 haftası tatildeydim. Tatil süresince her gün dışarıda olduğumdan günde 2 öğün yemeye vaktim kalıyordu. Öğle yemeğini es geçiyordum. Akşam yemekleri genellikle zeytinyağlılar, salatalar, et ve bakliyat oluyordu. Pilav ve makarna ise minimumdaydı. Bu arada 2-3 günde bir yüzdüğümü ve her gün 10.000 - 18.000 adım attığımı belirtmek isterim. Tatil dönüşü kilom 64 kilodan biraz daha azdı.

3. Ay

Şehire döndükten sonra egzersizim minimuma indi diyebilirim. Market alışverişi veya arkadaşlarımla bir yerlerde oturmak için dışarı çıkıyordum ve yemek yapmak, temizlik haricinde çok bir hareketim olmuyordu. Hazır bu kiloları vermişken bari abuk subuk şeyler yemeyeyim diye yemek pişirmeye sardım. Normalde öğrenci evinde asla yemek pişmezken ben 2-3 günde bir yemek pişirir oldum. Daha çok zeytinyağlı, düşük karbohidratlı (evet karbohidrat.),  proteinli ve orta derece yağlı şeylerle beslendim. Şarbon ülkede yükselişe geçtiğinden dolayı eti bırakıp baklagillere yöneldim.

Bu diyet süresince sevmediğim hiç bir şeyi kendimi zorlayarak yemedim. Arada yaptığım kaçamaklardan suçluluk duymadım. Kaçamağın ertesi gününü "Nasılsa saldım bir kere."  gibi bir düşünceye kapılmadan, aynı katılıkla sürdürdüm. Arkadaşlarımla dışarı yemeğe gittiğimde olabilecek en sağlıklı olduğunu düşündüğüm şeyleri söyledim, doğru tercihler yaptım. 40 yılda bir defa çıkmışız bari kola içeyim demedim. Yani demek istediğim hep bir denge tutturmaya çalıştım.


3. ay içerisinde Canan Karatay'ın Karatay Diyeti isimli kitabını okudum. Kitapta günlük 2 öğün yemenin ve bu öğünlerde yüksek protein ve yağlı beslenmenin doğruluğundan bahsediyor. Yani doğru bir şey yapıyorum gibi düşündüm. Fakat tek çatışan noktamız benim sabah kahvaltılarında yulaf köpeği üzeri meyve yememdi. Karatay diyetinde yulaf ve aşırı meyve önerilmiyor. Bu yüzden yulafı minimuma indirmeye karar verdim.

*Kitaptan daha fazla bilgi aktaramıyorum ancak okumanızda veya Canan Karatay'ın katıldığı programları izlemenizde çok yarar var. Anlattığı bilgileri daha derin olarak Lehninger - Biyokimyanın İlkeleri kitabında da bulabilirsiniz. Özellikle sık sık, az az yemenin yanlışlığıyla ilgili sunduğu çalışmaların herkes tarafından bilinmesi gerektiğine inanıyorum.

Son kilo:
Bugün 3. ayın ortasındayız ve ben tok olarak tartıldığımda 61.4 kg çıktım.



Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Diğer yazılarımı okumak için tıklayın.










Ünlü şarkıcı Rihanna'nın kendi makyaj markası olan Fenty Beauty sonunda Türkiyedeki Sephoralarda satılmaya başlandı. Fiyatlar biraz yüksek. Ancak ürünlerin çok güzel olduğunu duydum. Neler var sizlerle paylaşayım istedim.

İyi günler!





















Merhaba. Bugün size benimle ilgili kişisel bir konu hakkında bir şeyler söylemek istedim. Biraz uzun bir yazı olacak ancak umarım kendi yolculuğum ile küçük de olsa bir farkındalık yaratabilirim.

Öncelikle ben bir diyetisyen değilim. Sağlık uzmanı hiç değilim. Sadece basit bir kimya öğrencisiyim. Bu da az buçuk bir yapı bilgisi dışında çok bir bilgi birikimi etmiyor. Burada asla sağlık tavsiyesi vermiyorum, yalnızca kendi uyguladıklarımı anlatıyorum.



Ben çocukluğumdan beri bir şeker bağımlısıydım diyebilirim. Şeker içeren şeyleri her zaman sevdim; çikolata, dondurma, tatlılar... Bir de üzerine junk food sevmemle birlikte devamlı bu sebeple kilo artışı yaşadım. Daha önce şekerin bir bağımlılık yapabileceği, hatta kokainden 8 kat daha bağımlılık yaptığını hiç duymamış ve düşünmemiştim.

Ben çok büyük iştahlı biri olmadığım için obezite riski yaşamadım ancak benden daha büyük iştahlı bir kişinin sonu kesinlikle obezlik olacaktır. Kaldı ki bu hayat stilim devam ederse bundan 10 yıl sonra benim de obeziteyle karşı karşıya kalmam oldukça olası olacaktır.

Şimdi size biraz şekeri bırakma/minimuma indirme öykümü anlatayım. Bundan yaklaşık 2 ay önce bir yurtdışı gezisine çıkacaktım ve fazla kilomla o muhteşem sarayların önünde poz vermek istemediğimden diyete girmeye karar verdim. Bu diyetin uzun süreli olması ve beni gaza getirmesi için youtubedan Supersize vs Superskinny, Ağır Yaşamlar gibi obeziteyle savaşan insanların programlarını izliyordum. Bu programlardaki herkesin ortak özelliği çok yanlış yemeleri dışında çok fazla şeker tüketmeleri idi. Ben youtubeda gezinirken video videoyu açtı ve en son bu surf sugar addiction, yani şeker bağımlılığı videolarında bitti.



Videolar şekerin nasıl beyin fonksiyonlarını etkilediğinden, nasıl vücuda hasar verdiğine kadar detay veriyor, sonun diyabet olduğunu anlatıyordu.  Diyabet benim şahsen oldukça korktuğum bir hastalık. Diyabetli hastaların çektikleri sıkıntılar ayan beyan ortadayken kendimi kendi ellerimle diyabet hastası yapamam diye düşünerek şeker tüketimime kısıtlama koymaya başladım. Bütün yediklerimin, içtiklerimin arkasını okuyacaktım, şeker içeren hiç bir şeyi almayacaktım.


 Ertesi gün markete gittiğimde ise içinde şeker olmayan neredeyse hiç bir ürün olmadığını fark ettim. sebze hariç HİÇ BİR ŞEY. Tuzlu ürünlerle bile tükettiğimiz ketçaptan light olduğunu iddia eden ürünlere kadar şeker her yerde.

Bu arada bir ürünün içerisinde şeker yazmaması içinde şekerli ürün olmadığı anlamına gelmez. Şekerden bin beter olan tatlandırıcılar sağlık için çok daha zararlı. Şekerden 200 kat daha tatlı olan tatlandırıcılar mevcut. Bunların kullanımı şekersiz bir hayat yaşandığını göstermez. Glikoz ve fruktoz şurupları içeren gıdalar da aynı şekilde zararlıdır.



Market alışverişinden çıkardığım sonuçlar ise şunlar;

Üzerinde light yazan ürünlerden eğer diyet yapmak istiyorsanız uzak durun. Bu ürünlerden yağı azaltınca tadı korumak için tuzu veya şekeri arttırmaları gerekiyor. Bu da bizim zararımıza oluyor.


İçerisinde doğal veya yapay şeker içeren maddelerin hepsi yanlıs tercih. Aynı şekilde renklendiriciler de tabi ki.


Yapay meyve suları meyve suyu değil. İçerisindeki meyve miktarı %1,2 olan, doğal nar suyu adı altında satılan ürünler var. Tamamı şeker ve renklendirici. Reklama ve paketin üzerinde yazana kanmayın. Mutlaka besin değerleri tablosuna göz gezdirin.


Meyveli yoğurtlar, meyveli sütler aynı şekilde şeker deposu.



Dolayısıyla alabileceğimiz tek şey meyve sebze ve eğer diyetinizde yer veriyorsanız et süt gibi hayvansal kaynaklı ürünler kaldı. Farkındaysanız ekmek demiyorum çünkü bazı ekmeklerde de şeker var.


Dolayısıyla artık bir şeyi düşünmeden alıp yemek çok zor. Bu yüzden kilo ve sağlık korumak son derece zorlaştı. Bizim yapabileceğimiz ise kendimizi olabilecek en doğru şekilde yemeye alıştırmak.

(Gerçi son dönemlerde oluşan GDO, hormonlu bitkiler, sebze meyve ve hayvanlar üzerinde kimyasal kullanımı ile ne kadar sağlıklı besin kaldı tartışılır.)


Şimdi size biraz kendi yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan bahsedeyim.

Şekersiz diyetime başladığımda biraz katıydım çünkü bilirsiniz, her diyetin ilk haftası çok sıkıdır. Tabi ki benim de öyle oldu ve ilk üç gün şeker içeren meyve ve süt dahil hiç bir şey yemedim.
Ben canı sıkılınca tatlı arayanlardan olduğumdan ilk 4 gün biraz zor geçti. İlk gün başlama hırsı vardı ve o kadar zorlamadı ancak diğer günler sürekli bir aranma durumundaydım. Bu aranma durumunu uyuşturucu bağımlılığındaki rehabilitasyon dönemine benzetebilirsiniz. Çünkü mantığı aşağı yukarı aynı. Kafanızın bir yerinde sürekli "Canım tatlı istiyor." sinyalleri olacak. Biliyorum biraz zor ancak geçecek.

Bu zamanlarda en çok yardımcı olan şeyler; tarçınlı su, limonlu su, sütlü çay, bitki çayları (Asla tatlı olanlar değil.)

Ne zaman canım tatlı istese bunları içerek o hissi bir süreliğine defedebiliyordum. His tekrar geldiğinde ise açıp Ağır Yaşamlar izliyordum. Etkisi daha büyük oluyordu...


Bütü bu eziyeti çektikten sonra 1 hafta bitti ve ben paket paket çikolata yiyen insan artık neredeyse şekeri aramamaya başladım. Olsa da yesem hissi çok çok nadir oluyordu. Birisi önümde dondurma yerken veya starbucks içecekler içerken ise o şekerli tada özlem duyuyordum ancak hiç kendimi tutamadığım bir an olmadı.


Sonra sonra yavaş yavaş meyveyi hayatıma geri almaya başladım. Ancak asla oturup 1 kilo meyve yemek şeklinde değil. Bu çok büyük bir yanlış. O kadar meyveyi yemekle gidip kola içmek aşağı yukarı aynı şeker miktarını almanızı sağlıyor.

Ben günde 1 elma veya  2 erik şeklinde ilerliyordum. Yani meyve büyükse 1 tane, küçükse 2 tane. Bazen de hiç yemiyordum. Karpuz, kavun gibi bol şekerli meyveleri hiç yemedim. Armut, elma, şeftali, erik, kayısı gibi meyveleri tercih ettim.


Günlük beslenirken de mutlaka proteinli, yağlı, az karbohidratlı besinleri tercih ettim. Sebze seven bir insan olduğumdan bol sebze yedim. Et, ev yapımı yoğurt, yumurta, peynir genellikle tercih ettiklerimdi. Bu tarz yiyecekler tok tuttuğundan dolayı sürekli kazınma ihtiyacımı azalttı. Ancak şunu da belirteyim, bu süreçte asla tadını sevmediğim bir şey yemedim. Yumurtadan çok haz etmem ama onu bile kendi damak zevkime göre düzenleyip öyle yedim. Tadını beğenmeden yediğiniz her şey sizi diyetin amacından biraz daha saptırır, sizi kötü yola iter.


Son olarak da cheatlerimden bahsedeyim. Yani yaptığım kaçamaklardan. Ben bu süreçte tabi ki cheat yaptım. Ama nasıl yaptım onu söyleyeyim. Asla durduk yere kaçamak yapmaya karar vermedim. Şu şekilde;

-Budapeşte'de yediğim Chimney tatlısı ve dondurma. (O gün tam 26958 adım atmışım) (O dondurma kesinlikle değdi.)

-Viyana'da içtiğim Oreolu milkshake. ( Bütün merkezi turlayarak hakettiğimi düşünmüştüm)

-Yine Viyana'da yediğim sachertorte. Kan şekerim iki yudumda tavan yaptı. Midem bulandı ve yiyemedim.

-Arkadaşlarımla gezmek için gittiğimiz bir kasabada dondurma. (16238 adım)

-Yunanistan'da yediğim frozen yogurt üstü bol meyve ve nutella. (Bunun pişmanlığını hala yaşarım. Ama çok iyiydi.)


Yani buradan anlayacağınız gibi kaçamağın bir sebebi olmalı. Bir daha göremeyeceğiniz, sizde bir anı bırakacak, o gün gerçekten hakettiğinize inandığınız kaçamaklar yapın. Gerisi sadece pişmanlık olarak dönüyor.

Eğer hala okuyorsanız çok teşekkür ederim. Umarım benim yaşadıklarım ve düşücelerim hiç değilse bir farkındalık yaratmıştır. Bazı yerlerde tavsiye verir gibi yazmışım ancak tekrar belirtmek isterim ki bu yazı sadece benim yaşadıklarımı anlatıyor. Asla sağlık veya yaşam tavsiyesi amaçlı değildir.


Herkese mutlu günler!


Yeni edit: Devam ettiğim şekersiz, az karbonhidratlı, Karatay diyeti isimli kitabın bazı öğretilerinden uygulayarak yaklaşık 3 ayda 71.3 kilodan 61.8 kiloya düştüm.









Picture by : https://www.today.com

Ice coffee nasıl yapılır? Bir kaç hafta önce googleda arattığım soru tam olarak buydu. Bulduğum cevaplar ise ice coffee'den çok starbucks içecekleriyle milkshake dükkanı ürünleri arasında bir yerdeydi. İçerisinde kremalar, dondurmalar, karamel bilmem neleri, değişik sosları olan müthiş görünümlü birkaç sanat eserine bakıp sayfayı kapattım. Ben çok daha pratik, evde bulabileceğim, 5 dakikada hazırlayabileceğim bir şey arıyorum, onlar ise mükemmeliyet arıyor. Dolayısıyla fikirler uyuşmadı ve ben de kendi yolumu çizmeye karar verdim. Ortaya lezzetini beğendiğim keyifle tükettiğim son derece basit bir karışım çıktı.



Kullandıklarım:

***  2 tatlı kaşığı Nescafe ( Veya filtre kahve. Ben Kenya seviyorum. (french press lazım))
***  5 - 6 küp buz
***  İstenilen miktarda süt (Ben yarım yağlı kullanıyorum)


Yapılışı:

Öncelike kahveyi sıcak suyla demliyorum. Su kettleda kaynamadan hemen önce bir çay bardağının yarısını dolduracak kadar sıcak suyu kahveye ekliyorum. Nescafe'nin iyice çözünmesi için karıştırıyorum, filtre kahve için french press'te bir süre bekletiyorum. Kahve sıcakken içerisine bir kaç kalıp buz ekleyerek soğutmaya başlıyorum ve kahveyi ice coffee'yi hazırlayacağım bardağa alıyorum. Üzerine kalan buzları ve istediğim miktarda sütü ekleyerek buzlu kahveyi tamamlıyorum.

Ben şekersiz tadı daha çok seviyorum ve burada bitiriyorum ancak tercihe göre şeker, krema, sos eklenebilir ve daha tatlı bir içecek yaratılabilir.



Çok basit ve serinletici bir tarif olduğundan yaz için ideal diye düşünüyorum!


Sevgiler!






Itiraf ediyorum, ben bir spor giyim bağımlısıyım. Tayt, bol bir tişört, kalın bir sweatshirt ve spor ayakkabı ile tüm hayatımı sürdürebilirmişim gibi geliyor. Bu giyim tarzımdan dolayı da devamlı bu tarz kıyafetlerin arayışı içerisindeyim. Kimi zaman beğendiğim bir parçaya para döküyorum, kimi zaman ise mümkün olduğunca ucuza kaçıyorum. Bugün ise size para döktüğümden ziyade parayı tuttuğum, çok uygun fiyatlara ürünler bulduğum yerlerden bahsedeceğim.


Nike Factory Store, özellikle ekstra indirim dönemlerinde 70, 80, 100TL'ye ayakkabı, 50 TL'ye tayt bulabileceğiniz bir mağaza. Nike ürünlerinin tasarımlarını çok beğendiğimden dolayı Nike mağazaları zaten favorimdir. Ancak factory store'lar uygun fiyatları nedeniyle mutlaka her gidişimde bir şeyler bulduğum yerler haline geldi.



H&M Spor, ne zayıf ne aşırı kilolu birisi olarak ben hem kadın hem erkek reyonlarından mutlaka bir şeyler buluyorum. Spor sütyenler çoğu zaman Uygun fiyatlı oluyor. Erkek reyonundan bulunabilecekler ise kalın sweatshirtler, spor taytları ve bol tişörtler. Kadın reyonu için indirimleri takip etmek iyi bir fikir olabilir.



Outlet Spor Mağazaları, Her Outlet AVM'de bulunan spor mağazaları sezon sonlarına doğru büyük indirimler yapabiliyor. Siz de şansınıza 100 TL'lik spor bir tişörtü 40 TL'ye satın alabilirsiniz.



Dechatlon, bunu hepinizin bildiğini düşünüyorum. Ama yine de söylemezsem olmaz. Her şeyi uygun fiyata bulabiliyorsunuz. Özellikle küçük sırt çantaları favorim.



Sizin de bildiğiniz böyle yerler varsa mutlaka benimle paylaşın!


Sevgiler!



Like us on Facebook